-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Özbek halk koşkularının vezin şekilleri
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

Doç. Dr. D. Z. Recebov

   Halk şiiri yapısının incelenmesi, ilk önce belli bir vezin ve türe ait istenilen şekle sahip bir parçanın ele alınmasıyla başlar. Bu da farklı fikirlerin ortaya atılmasını sağlayarak düşünmeye davet eder. Bunun sonucunda  metinden anlaşılan gaye, şekil, poetik nutuk, şiirsel dizin, kafiye, timsal konumundaki nesneler (eğer canlı ve canlı olmayan hadiselere genel olarak bakılırsa, ismin taşıdığı özelliği göre “kim” veya “ne” sorusuna cevap olduğunu dikkate alırız – D.R.) motif birliği ve imgelenmiş fikirler toplamına dayanırız. Bilindiği gibi, toplam her zaman sonuç değildir. Ama o, sebep-sonuç ve akibet birliğinin sistem-yapısal esasını gerektirir. Herhangi bir poetik parçayı, yani belli bir sanatsal yapıya ve lisanî birliğe sahip dizeyi “şiir metni”    olarak kabul edebilir miyiz? Nutuk vasıtasıyla ifade edilen herhangi bir parçayı eğer o fikir anlatıyorsa metin diyebiliriz. Metindeki sanatsal unsurlar fikrin imgeli tasvirinin bir vasıtası olarak varlığını sürdürür. Eğer o ikincil bir unsur ise lirik veya sanatsal parçanın yapısı şiir unsurlarının birliğini gerektirir. Fikrimizin delili olarak şu koşuğa dikkat edelim:
Maymanakta mekanı,
Tagi timde dükkanı.
Orak orgeni gitti,
Kızıl sayın dehkanı
   Metinden anlaşıldığına göre, Maymanak’ta yaşayıp oradaki kapalı çarşıda dükkanı olan çiftçi kızıl çaya orakla ot biçmeye gitmiş. Poetik metinden edindiğimiz ilk bilgi bu. Burada başka bir anlam olabilir mi? Burada toplumsal, politik anlam yoktur. Sanatsallık da bir şey ifade etmiyor. Maymanak Kaşkaderya vilayetinde bulunan bir köy adıdır. Parçada buralı birinin ot biçmeye gittiği haber verilmektedir. İlk bakışta bu dört mısralı parça sadece haber manasını anlattığı izlenimini uyandırır. Veya nasıl, nasıl bir durumda, ne gibi şekil ortaya çıkar soruları kafamızı kurcalar. Ama halk şiirine özgü öyle bir güç vardır ki, o, metindeki kelimeden, kelimedeki sesten ve sesin ifade ettiği ruhî durumdan benliğini anlamaya çalışır. Genelde halk şiiri ilk insan gibi saf, temiz, hırssız, pak ve dürüsttür. Tahlil için aldığımız parça konu itibariyle eski bir parça değilidir. Ama tür, taşıdığı amaca göre halk şiiridir. Maymanak’ta oturan lirik kahraman aslında çalışkan ve güçlü bir delikanlıdır ve o kızıl çaya ot biçmeye gitmiştir. Sonuçta Ben ve Biz ilşkisinin ifade edilmesi genel birliğin korunmasını sağlamakla beraber halk şiiri hakkındaki ilk izlenimleri de sunmaktadır. Halk şiiri her zaman belli bir ozanlar tarafından değil belki şiiri seven her insan tarafından söylenebilir. Halk şiiri bu doğal özelliğiyle yazılı edebiyata çok yakındır. Ama yazılı edebiyat örneğini yaratabilmek için sanatsal maharet lazım. Bu da farklı şekillere dikkat edilmesini gerektirir. Gelenek genel olarak bireysel yeniliği talep eder. Halk şiiri yukarıda vurgulandığı gibi mahiyetine göre genel birliğe sahiptir.
   Halk koşuklarının yapısı onun ritmik ahenkseş birimlerini öğrenmeyi gerektirir. Tabii ki vezin, kafiye, bent ve başkalar imgeleri geliştiren önemli vasıtalardır. Her milletin benliğini bulması için farklı tarihî olayları yaşaması, birkaç bin yıl boyunca gelişmesi doğaldır. Zira, halk koşuklarının millî mentaliteyi ifade etme süreci de işte o  benliği bulmaya yöneliktir.
   Hece vezni Özbek şiirleri için ilk basamaktır. Bu şiiri vücuda getiren esas ve yardımcı unsurlar onun imkanlarının ne kadar geniş olduğunu gösterir. Türk haklarının hece veznindeki birçok şiirleri çok büyük önem taşımıştır. Bu veznin geniş bir çapta kullanıldığını Alişir Nevai de itiraf etmiştir: “Yine bir şiir vezni vardır ki, bazısını Ecem şairleri söylemiştir ve bazı zaman nezim tapibdur  ve aruza hiç alakası yoktur.” Demek ki aruz vezniyle alakası olmayan bu vezni hece vezni olarak kabul edebiliriz. Hece vezni Özbek nazmında öndelik özelliğini koruyabilmiştir. Hece veznine ait ilk örnekler “Divanü Lugatit Türk” eserinde getirilmiş olup, onların tasnifi ilk önce profesör A. Fıtrat tarafından yapılmış ve “En eski Türk edebiyatı örnekleri” adlı kitabına alınmıştır. Divanü Lügatit Türk’te geçen şiirler hakkında Türk alimleri olan Necip Asımbek, Fuat Köprülü, diğer alimler Radlov, Brokelman’ların makalelerinde bilgiler sunulduğunu Özbek alimi H. Baltabayev haber vermiştir. Şu nokta vurgulanmalıdır ki Divanü lugatit Türk şiirlerini ilk araştıran alim A. Fıtrat’tır. Bu araştırma Divanü lugatit Türk şiirlerinin öğrenilmesine ve hece vezninin teorisinin açılmasında bilimsel, teorik bir esası oluşturmuştur. Edebiyatçı N. Rahmanov’a göre: “şiir yapısına ait kafiye gibi unsurları eski Türk şiirinin kökeni ve gelişimi hakkında bilgi edinmemizde Divanü lugatit Türk’te geçen parçaların yanısıra Manîliğe ait şiirler de temel kaynak olur.
   Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen ve başka Türk halklarının sözlü edebiyatında eskidevrlerde var olan hece vezni günümüzde de çok önem sağlamıştır. Vezin ve dize kelimeleri birbirine benzemesinin yanısıra büyük farklılıklara da sahiptirler. Bu özellik aruz şiiri hecesiyle hece şiiri hecesinin farklılık taşımasında görünür. Örneğin hecelerin vurgu alıp almadığı, uzun veya kısa olması aruz için çok önemlidir. Yani hece şiirlerinde hecelerin sayısı önem taşıyorsa, aruz dizelerinde hecenin kalitesine önem verilir. Profesör A. Fıtrat bu konuya ayrıca önem vererek: “... hece veznine ait şiirlerde hecelerin sayısına dikkat edilir” der ve dize yerine vezin, “boğun” yerine hece kelimesini kullanır. Bu noktada hece şiirine ait özellik tek cümleyle tanımlanmıştır. Manîliğe ait şiirler, Divanü Lugatit Türk’te geçen parçalar ve sözlü edebiyatta yaratılan şiirlerin büyük br kısmının hece vezninde olduğunu dikkate alırsak ve örnekler getirirsek konu daha iyi anlaşılır. Çünkü “hece vezni” bütün türkler için, biz Özbekler için millî bir vezindir. Müslümanlardan önce bütün Türk şairleri bu vezinde şiir yazmıştır,» diye vurgulayan A. Fıtrat Müslümanlardan önce demektedir, demek ki halk şiirinin ilk örnekleri hece veznindedir. Yani halk edebiyatının “Yar-yar”, “Ninni” gibi onlarca türünün dizesi hece vezni unsurlarıyla belirlenir. Halkbilimci M. Aleviye de  “Özbek halk koşukları dört mısralı şiirlerden gelişmiştir. Bu koşuklar fikrin net ve derin, dilin sade ve anlamlı olmasıyla ayrıcalık taşır”, - diye doğru vurgulamıştı.
Maydam özü yahşi kız,
Aşa katık, nanga tuz.
Piyavenge piyaz kız.
Hocasına niyaz kız.
   Halk şiirinin çalışma koşuklari sizesini oluşturan bu parça 4+3 ölçümünde olup, yedi hecedir. Hece şiirlerinde 3 heceden 17 heceye kadar mısralı şiirler olup 9 heceli olanları orta hece gurubuna aittir. Dört heceli, yedi heceli  ve on bir heceli şiirler halk şiirinin büyük bir kısmını oluşturur.  Halk şiirlerinin çocuklara ait olan örneklerinde hecelerin üçlü, dörtlü ve beşli olduğunu görürüz. Çocuk şiirleri üzerine ayrıca araştırmalar yapan O. Safarov bu konuyu detaylı olarak anlatmıştır. Yukarıda geçen parçada fikir ifade eden iki cümle vardır. Bu parçada o kadar derin anlam yokmuş gibi görünür. Ama kısa şekille derin anlam ifade edilmektedir. Burada poetik fikir “hocaya niyaz edilen” bir hayvan yani çalışma süresinde katılana karşı söylenmektedir. Şöyle bakıldığında bir kişiye hitap ediliyormuş gibi izlenim verir. Ama burada herhangi bir şahsa değil bir nesneye hitap edilmektedir. Mısralarda geçen kız ve tuz kelimeleri kafiyeyi oluşturmuştur. Üçüncü ve dördüncü mısralarda ise “kız” kelimesi redif, “niyaz” ve “piyaz” kelimeleri de kafiyedir. Bentin kafiye şekli a-a-b-b dir. Bu da A. Fıtrat’ın hece vezni için vurguladığı şekle uymaktadır. Hece vezni sadece Fatrat’ın bilimsel görüşlerinde değil, yazdığı şiirlerinde de önemli yer tutmuştur. Demek ki sanatsallık kriteri şekil ve anlamın uyumuna dayanır. Hece vezninde yaratılan şiirlerin gaye ve sanatsal esasları onun şeklî unsurlarıyla da önemlidir.
   Özbek halk şiirlerinin incelenmesi süreci halkın sözlü ve yazılı edebiyatı örneklerini araştırmayı gerektirir. Meseleye böyle yaklaşırsak Türk halklarının şiirinin poetik özelliklerini ele alan onlarca araştırmaların yapıldığına şahit oluruz. Şiir uzmanı Hatip Usman’ın fikrine göre, “Türk dilli halkların şiir yapısında sadece tek şiir vezni mevcut olup, bu da hece veznidir.” Dinin değişmesiyle Arap şiiri olan aruz Türk edebiyatına girdi. Alimin görüşlerine dayanırsak, Türk halklarının ortak abideleri, Irk Bitiği veya Manîlik ve Budda akımlarına ait eski Türk edebiyatı numunelerini, Düvanü Lugatit Türk’te geçen şiirlerin yapısının öğrenilmesi açısından ayrı önem taşımaktadır. Oradaki hece ve aruz vezinlerine ait tamamen bilimsel görüşler şiir dizeleri kadar eski tarihi içerir. Aristotel’in Poetika eserine göre “benzetme, ahenk ve ritim gibi çokeskiden insanların tabiatına özgü bir özelliktir”, (vezinlerin ritmin özel bir türü olduğu malumdur) bunlar azar azar gelişerek uydurulardan gerçek şiiri ortaya çıkarmışlardır.”. Görünüyor ki belli bir şiir türünün, şeklinin, vezninin veya kafiyesinin farklı halkların sanatında rastlanması hiç de şaşırtıcı bir durum değildir. Çünkü bu olay kültürel meydanla ilgili olup, karşılıklı etkileşim ve şiirin kanunlarına dayanır. Örneğin, kıpçak lehçesinde konuşan veya karluk lehçesinde konuşan bir halk bir eser yarattı. Bu eserde aynı halka ait özellikler toplanmış olur. Sonra da halkbiliminde onun bilgin toplumu tarafından yaratılan ve farklı mevsimler ve aile törenlerinde söylenen koşuklar, şiirler, yazılı edebiyat örneklerinin ortaya çıkmasını etkilemiştir. Bunun sonucunda ilk önce hece vezninde yaratılan şiirler sonradan aruz veznine geçmiştir. Yani Türk şiirinin temelinde oluşan hece vezni Arap şiir vezni olan aruza yerine devretti. Bu konuda Ebu Ali İbn Sina’nın görüşleri çok önemlidir: “Şiir genelde imgeli olup, birbirine eşit olan vezinli cümlelerden oluşur. Araplarda ise şiir kafiyelidir, burada şiirde belli miktarda ritmin olduğu anlaşılır. Birbirine eşit olmasının anlamı da her cümlenin ritminin kısımlardan ibaret olduğunu anlaşıtırır”. İbn Sina’nın bu fikrini 20.yüzyıla gelince Abduraug Fıtrat “Şiir ve şair” adlı makalesinde detaylı olarak anlatmıştır.
   Kısacası, imgeli kelimelerden ibaret olan şiir parçaları sadece aruz dizesine ait olmayıp, halk şiirine de aittir. Fikrin sanatsal vasıtalarla imgeli ifade edilmesi gerçekleştirilmekte olan törene ayrıca bir hava verir. Merasim veya çalışmasırasında söylenen şiir veya koşuk ayrı öneme sahiptir. Kelimenin anlamıyla ilgili çeşitli parçalar da kelime ve imgeli nutkun ağırlıklı olduğunu inkar etmez. Özbek halkbiliminde halk şiirinin kendine özgü özellikleri (kelimeninanlamıyla ilgili özellikleri belli miktarda incelenmiş ise de) diğer Türk halkları, ezcümle kazak, kırgız, tatar veya uygur halk edebiyatında şiir yapısı, şiirde imgesellik ve sanatsal oluşum özellikleri konusu derin bir şekilde öğrenilmiştir..  
   Çalışma sırasında belli bir hayatî ihtiyaç duyulduğunda mevsimlere ait ve aile törenlerinde söylenen halk icadı örnekleri ve parçalar anlamca etnografik özellik sağlasa da bu parçalarda kullanılan teşbih, temsil, tarse, tebliğ gibi şiir sanatları ritmik birliğin delillenmesinde katkı sağlamıştır. Edebiyatçılarımızın fevkalâde bir imgeyle yaratılan küçücük ifadeyi şiir olarak saymaları boşuna değildir. Biz de bunu onaylıyoruz. Ama kelimenin gücü hastaya deva olsa, o rüzgar veya yağmur çağırsa, evlenen iki genci methetse, matem günlerinde kalbin derinliklerinde saklanan dertleri açığa vursa, inek veya keçiyi avundursa, bu parçayı tereddüt etmeden imgeli bir ifade olarak kabul edemez miyiz? İşte böyle bir yaklaşım şiirin temelinde yatan mananın açığa çıkmasını sağlar. Sonuçta  “şiir sadece insanları şaşırtmak için söylenebilir. Ayrıca toplumsal vazife olarak da söylenebilir. Yunan şiirleri de bu amaçları gerçekleştirmiştir. Toplumsal vazife üç çeşit işin biridir. Bu işler danışmak, anlaşmazlık ve zıtlıktır” gayesinin dayanak noktalarından biri olduğu izlenimi doğar. Kelimenin sanatsal nutukta poetik vazifesinin açık göründüğü şu parçaya dikkat edelim:
Ruparamda oturan kemal melek,
Boyun bunsa ösedi şahsız terek,
Şahsız terek boyunun gereği yok,
İpek bolub eşilen sözün gerek.
   Bu parçanın incelenmesine geçmeden önce klasik edebiyatımız için özgü olan kafiyeyi yaratan vasıtalardan biri olan mantık vurgusuna bir bakış atalım. Parçada “melek”, “terek” ve şartlı olarak “gerek” kelimeleri kafiyeyi oluşturmuştur. Edebiyatçı F. Hayitmetov’un fikrine göre, “Eğer cümle özne hakkındaki yeniliği ifade ediyorsa, özne dikkat merkezinde olur. Eğer anlamın merkezinde yüklem ise merkezde yüklem olur.” “Toy mübarek yar yar” toplamından alınan parçada da klasik eserlerde olduğu gibi ek-fiilli cümle gözetilir. Doğru aşağıdaki kelimeden sonra “kemal” ve “şahsız” kelimeleri sıfattır, “sözün” kelimesi de iyelik ekini almış bir ad olarak klasik edebiyat türlerinden olan gazelve rubaî gibi metnin tam poetik anlamını kendinde ifade edemez ise de imgeli nutkun nice yıllardan beri gelişegeldiğinin ispatı olarak çok önemlidir. Ayrıca halk şiirleri yazarlık mesleğini seçerek yazdıkları yazılara imzalarını atan kişiler tarafından değil halkın çok daha zeki  ve geniş bakış açısına sahip olan insanlar tarafından yaratılmıştır. İbn Sina şiirin ortaya çıkmasının iki nedenini vurgular. Ona göre şiirin doğmasında ilk faktör taklit ve teşbihle zevk almak ise, ikinci faktör bu taklidin gençlikten insan faaliyeti boyunca kullanılmış olmasıdır. Eğer inkarlara deyim eş olursa o zaman insanın aklında parlak ritimli anlam peyda olur. Bu durumda ruh iyice hafifler, zevklenir ve taklitle lezzet duyar. Demek ki taklit lezzetlenmeye neden olur. Bu durumda işaret yerinde yapılmış sayılır". Ahenkli, mantık vurgusunu almış, kafiyeler dizisinde yekrenk olan, halkın toplumsal hayatından, tarihinden ve etnografyasından bahseden; şiir sanatlarıyla süslenmiş imgeli bir nutkun böyle bir yaklaşım için uygun olduğunu düşünüyoruz. Türk halklarına ait şiirlerde Arap Fars edebiyatına ait sanatsal ve teorik bilgilere uygun tahliller ağırlıklıdır. Halk şiirinin en önemli özelliği de şiirin toplumun genel sanatsal ve estetik hulasalarını taşımasıdır.

Bu yazı 1167 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :