-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Türk Dünyasinda alfabe ve yazı dili birliği
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

Yusuf Gedikli
professor

    Bugün Türk Dünyasının önünde mevcut olan fırsatlar, bir Türk birliğinin vücuda gelmesi için en uygun fırsatlardır. Çünkü şimdiye dek Türk Dünyası milli birlik hissi yönünden hiç bu kadar bir ve beraber olmamıştı. Tarihin bize sunduğu bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız, yoksa yarın çok geç olabilir.
    Tabii ki bu birlik siyasi bir birlik (en azından şimdilik) olmayacaktır. Ancak siyasi ve idari birlik haricinde her türlü birlik için maddi ve manevi şartlar hazırdır. Bu konuda ilk yapılması gereken şey, iktisadi ve kültürel ilişkileri geliştirmek ve işbirliği sahaları meydana getirmektir. İktisadi ve kültürel işbirliği ileride siyasi-askeri işbirliğine dönüşebilecek, belki de konfederatif bir siyasi yapı oluşacaktır. Dünyanın çok küçüldüğü günümüzde bu olmayacak bir iş değildir. İktisadi-kültürel ve hatta gelecekte Avrupa Topluluğu tipi iktisadi-siyasi birlikler mutlaka teşekkül edecektir. Bütün bunların olabilmesi öncelikle meselenin fikir pilanında olgunlaşmasıyla mümkündür. Çünkü fikir (teori) olmadan hareket olmaz.

En mühim şart: Alfabede birlik
    Halen Türk toplumları arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve sıkılaşması için bazı engeller mevcuttur. Bu engellerin en başta geleni alfabe farklılıklarıdır. Bugün batı Türkleri (Türkiye, Kıbrıs, Balkanlar) Latin alfabesini, güney Türk kuşağı (Suriye, Irak, İran, Afganistan, Doğu Türkistan) Arap alfabesini, Rusya Federasyonundaki Türk toplulukları ise Kiril alfabesini kullanmaktadır. Rusya Federasyonu arazisinde yaşayan Türklerin kullandığı Kiril alfabesi Rusların parçalama politikası gereği, öteki Türk toplumlarının okuyamaması için yekdiğerlerinden farklı düzenlenmiştir.
    Bizim fikrimizce Türk toplumları arasındaki ilişkileri geliştirmenin birinci şartı, alfabe birliğinin sağlanmasıdır. Alfabe birliği Türk toplumlarının birbirleriyle olan her türlü münasebetinde sıtratejik bir öneme sahiptir (Türkbirliği fikrinin önderlerinden merhum İsmail Gaspıralı bugün yaşasaydı, meşhur “dilde, fikirde, işte birlik” suloganına mutlaka “alfabede birlik” unsurunu da eklerdi).
    Türk Dünyasında alfabe meselesinin halli üzerinde yapılan çalışmalar, gelecek için umut vericidir. Rusların parçalama politikası icabı alfabenin zorla değiştirilmesi, Latin alfabesini tekrar ihdas etmek için en mühim sebeplerden birini teşkil etmektedir. Zaten Azerbaycan ve Kırgızistan Latin alfabesine geçiş kararı almış durumdadır.

Yazı dili birliği için neler yapılmalı?
    Alfabe meselesinin çözülmesinden sonra ortaya konuşma ve özellikle yazı dili puroblemlerinin çıkacağı açıktır. Yazı dili birliğinin sağlanması için:
    1. şart, imla birliğinin oluşturulmasıdır. Zira aynı kelime ufak tefek ses farkları dikkate alınarak farklı yazılırsa yine bir çok güçlükler meydana gelecektir. Bunu önlemek için nüfus çoğunluğu dikkate alınarak mümkün olduğunca imla birliğine (sıtandartlaşmaya) gitmek lazımdır.
    2. şart, mümkün olduğunca dil bilgisi kurallarında sıtandartlaşmaya gidilmesi ve bunun uygulanmasıdır. Bu, ilişkilerin sıkılaştırılması ve yazı dili birliğinin teşekkül etmesi için önemli bir şarttır. Yine nüfus çoğunluğu, eser yoğunluğu, kültürel ve ekonomik etmenler göz önüne alınarak gerekli ölçüler tesbit edilmelidir. Bunların fiiliyata geçirilmesi tabii ki büyük faydalar sağlayacaktır.
    3. şart, terim birliğinin temin edilmesidir. Bu aslında zor bir mesele değil, diğer şartlara göre en kolay sağlanabilecek olanıdır. Her bilim dalının bilginleri toplanıp öncelikle Türkçe köklere dayanma ön şartıyla ortak bir bilim dili tesbit etmelidir. Bu, ortak bir bilim dili ve ortak bir yazı-konuşma dili için çok önemlidir.
    4. şart, kelime hazinesinin sıtandartlaştırılmasıdır. Türk lehçelerindeki ortak kelimeler tesbit edilmeli ve bu gitgide arttırılmalı, zenginleştirilmelidir. Bu sürecin, yani kelime (sözlük) sıtandartlaşmasının sona ermesi, zaten ortak yazı diline ulaşmak demek olacaktır. Türk lehçelerinin her biri zengin bir kelime hazinesine sahip olduğu için genel ve sıtandart bir Türkçe kavram, kelime ve terim bakımından dünyanın en zengin dili olacaktır.
    Münasebetlerin sıkılaşması konuşma dilinde de birliğe yol açacaktır. Bu olguya ortak alfabe, imla, gıramer kuralları, terim ve kelime birliği de yardımcı olacaktır.
    Doğaldır ki bütün bunların olması bir süreç işidir. Bu süreç, zorlama ve dayatma şeklinde olmamalıdır. Her Türk toplumu eskiden olduğu gibi yukarıda ifade ettiğimiz esaslara uyarlanmış eski yazı dilini kullanmalıdır. Ancak bu kullanım ortak yazı diline karşı bir tavır şeklinde değil, aksine ona yardımcı şekilde olmalıdır. Türk dünyası belki de bir kaç on yıl, yazı dili bakımından iki dilli bir süreç yaşayacaktır. Bu arada bilhassa birbirine nisbeten uzak Türk toplumlarının dilleri orta, hatta ilk okullardan itibaren öğretilmelidir.

Türkiye Türkçesinin vaziyeti
    Türk aleminin en büyük kitlesini teşkil eden ve Azerbaycan dışında bütün batı Türklerinin ortak yazı ve aynı zamanda konuşma dili olan Türkiye Türkçesi, dünya Türklüğünün yarısının dili olması, geçmişte ve günümüzdeki kültür birikimi ve terim bakımından gelişmişliğiyle diğer Türklerin üniversite ve yazı dili veya lingua francası olmaya adaydır. Ancak az önce de belirtildiği gibi bunun zorlama ve dayatma şeklinde değil, yukarıda yazdığımız şartlar dikkate alınarak yapılacak düzenlemelerden sonra takdim edilmesi gerekir.
    Atatürkün başlattığı dil devrimi, Türkiye Türkçesini öbür Türk toplumlarının dillerine karşı daha avantajlı bir konuma getirmiştir. Bugün Kuzey ve Güney Azerbaycan dahil olmak üzere bütün Oğuz gurubu Türk lehçeleri Türkiye Türkçesinin son 60-70 yılda türettiği kelime ve terimlerin etkisi altına girmiştir. Yakında bunun bütün Türk lehçelerini etkileyeceği şüphesizdir.
    1970’lerden sonra Kuzey Azerbaycanda ve İslam devriminden sonra Güney Azerbaycanda başlayan ve gittikçe artan yeni kelime kullanımı bugün özellikle Kuzey Azerbaycanda tam bir furya halini almıştır. Türkiye Türkçesinin terim sahasındaki başarıları, dilimizi öbür Türk yazı dilleri önünde üstün bir duruma getirmiştir.
    Önümüzdeki yıllarda Türk lehçelerinin birbirlerinden ek, kök, kelime ve terim bakımından yararlanacakları aşikârdır. Nitekim ünlü Kırgız Türk yazarı Cengiz Aytmatov, İLESAM tarafından verilen Türk Dünyası Hizmet Ödülünü alırken yaptığı konuşmada;
    “...Türk dillerinin birbirlerine yakınlaşması, birbirlerinin tecrübelerinden istifade edip özdeşleşmesi ve bu kökeni bir dillerin birbirlerinin potansiyelinden nöbetleşerek faydalanması” gerektiğine parmak basmıştır.
    Türk ilim adamları ve ilim kuruluşlarının yeni gelişmeleri dikkate alarak günlük dilde ve her ilim dalında Türkçenin ileri yürüyüşünü desteklemeleri ve hızlandırmaları lazımdır. 12 eylül 1980 sonrasında Türk toplum yapısında oluşan değişiklikler Türkçenin gelişme ve zenginleşmesine de sekte vurmuş, ekonomideki liberalleşme dilimize çok sayıda ecnebi sözcük ve kavramın girmesine yol açmıştır. İşin acı tarafı Türk aydınları dilin yabancılaşmasına karşı olan hassasiyetlerini kaybetmişlerdir. Yeni kavramlara karşılık bulunmadığı gibi, bulunanların yerine de yabancı kökenli sözcükler kullanılmaya başlanmıştır. Eğer hiç bir tedbir alınmazsa Türk dili emperyalist ülke dillerinin istilasına uğrayacaktır. Türk aydınları yeni gelişmelerin ışığında sorumluluk ve görevlerinin bilincinde olmalı, günümüzde halkın kelime yapamayacağını bilmeli, dilimizin bağımsızlığını ve saflığını korumalıdır. Mesela uzlaşma yerine konsensusa, yıldız yerine sıtara ne ihtiyaç vardır?

Netice
    İşte üstte sıraladığımız alfabe, imla, dil bilgisi, terim ve kelime hazinesi hususlarında birlik sağlandığı ve Türk toplumları arasında karışma ve kaynaşma oluştuğu takdirde 50 yıllık bir süreçte ortak bir Türk yazı dili ortaya çıkabilir. Cengiz Aytmatov;
    “Ne olursa olsun, bizim için tarihî fırsat geldi. Bu fırsatı iyi değerlendirerek şimdiki medeniyetin gücü olan ve alabildiğine genişleyen kitle iletişiminden faydalanıp kültürel süreçleri baştan ayağa kuvvetlendirmek, Türk lehçelerinin kendi aralarında yakınlaşarak pıratik hale gelmesini sağlamak bana göre her Türk yurdu için zaruridir” derken hem arzusunu, hem de yapılması gerekeni ortaya koymuştur.
    Gerçekten de yazılı basın, radyo, televizyon, seyahat, ticaret ve sanayinin dünyayı küçük bir köye döndürdüğü zamanımızda ortak bir Türk yazı dilinin meydana gelmesi zor veya imkânsız değildir; aksine bunun “olabilirliği” her zamankinden daha fazladır.

    İLAVE: Bu yazı 1992’de yazılmış olup Yeni Düşünce gazetesinin 28 Ağustos 1992 tarihli 7. sayfasında, ayrıca Erciyes dergisinin Nisan 1996 tarihli, 220. sayısının 3-4. sayfalarında yayımlanmıştır.
    Aradan geçen zaman zarfında, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Gagavuz Yeri ve Kırım Türkleri Latin alfabesine geçmiştir.
    Yeri gelmişken belirtelim ki, halk diliyle yazan Celil Memmed Kuluzade 1929’da ortak Türk edebi dil ve imlası hususunda şöyle yazmıştır:
    “Bes biz bunu e’tiraf edirik ki, evvel ahır Türk kütleleri üçün edebi dil ve ümumi imlaya çoh böyük ehtiyac vardır ve e’tikadımız da bundadır ki bir bele dil, gec-tez vücuda gelecekdir.”
    Özetle söylersek imla ve dil birliğinden korkulmamalı, imlayı ve dili korumak kimlik meselesi olarak görülmemelidir. Esas olan devletlerin varlığıdır.

Bu yazı 2670 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :