-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Baxış bucağı
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

İskender Pala’nın "Şah ve Sultan" romanı veya tahrif edilmiş tarih


Anar Turan

21 dekabr 2012-ci il - 26.02.2013

  Bir süre önce çağdaş Türk edebiyatının önde gelen temsilcilerinden biri İskender Palanın "Şah ve Sultan" romanını esefle okudum. İki güçlü Türk hükümdarı olan Şah İsmail ve Sultan Selim hakkında yazılan bu eserde bir okur olarak, şahsen benim için karanlık kalan bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum.

 Geçenlerde İskender Pala Bakü'ye geldi. Çok sevindim. Onunla görüşeceğimi ve romanı konusunda kendi görüşlerimi Pala’ya bildireceğimi düşünüyor ve ondan yanıtlar alacağımı umuyordum. Maalesef olmadı...
 Evet, eser artık yayınlanmış ve yazarı eleştirenlerde, ona övgüler yağdıranlarda olmuştur. Bu roman yazarın bakış açısını, eğitim düzeyini, olaylara yaklaşımını, araştırmacılıg yeteneğini ortaya çıkaran bir eserdir. Kitaba olumlu veya olumsuz yaklaşanların kendi argumanları var. Fakat asıl gerçeklik denilen bir kavram yazardanda, eserdende, onu öven veya eleştirenlerdende daha yüksekte.

 Bu günlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı Ord. Prof. Ramiz Mehdiyev’in "Şah İsmail Safevi ali meramlı tarihi şahsiyet gibi" bilimsel makalesi ülkemizde pek çoğumuz tarafından ilgiyle okundu. Bu araştırma son zamanlarda Şah İsmail'e yönelik bazı asılsız iddialara karşı tutarlı cevap oldu. Bu makale bazıları tarafından Şah İsmail Safaviye karşı açılan "savaşa" en büyük "darbe" olarak düşünülebilir.
 Kendisini araştırmacı sanan bazı yazarlar Şah İsmail’e konusunda görüş bildiriyor veya bu konuda "eserler" yazıyorlar. Ama bunların Azerbaycan'ın tarihi gerçekliğiyle hiçbir alakası yok. Hatta, bunların arasında apaçık Şah İsmail'e çamur atmaya, ona hakaretler yağdırmaya çalışanlarda vardır. Bu gibi sözde tarihçiler hiçbir tarihi belgeye istinad etmemektedirler ve amaçları toplumsal fikri yanlış yöne yönlendirmektir...
 Gelelim İskender Pala'nın “Şah ve Sultan” romanına. Esere edebiyyatçının, tarihçinin,siyasetçinin ayrı bakış acısının olması kesindir. Bir çok edebiyyatçının esere yüksək deyer vermesi anlaşılandır. Çünki Pala gerçekdende bu romanı halk tefekkürü ile uzlaşan şekilde, olayları abartılı takdim etme yeteneyi, nefis tertibat şartları dahilinde kaleme almışdır. Romanı okuyan her bir kes bu kaliteni göre bilir. Fakat tarihçilerin bu eserle bağlı Palayla bakış noqtasının uyğunsuzluğu her addımda görünmekdedir. Sevilen bir yazar olmak dürüst bir edebiyyat incisi ortaya koymak anlamına gelmemelidir. Romanda adalet mizanının bozulması aşkar göz önünde. Pala bu eserde iki Türk büğüğünün her ikisine kahraman gözüyle baktığını iddia etsede, eseri okuyan herkes bunun böyle olmadığını açıkça görebiliyor. Romanda Şah İsmail şeytan, Sultan Selim'se melek rölünde okuyucuya sunulmuştur …
 Kitaptakı yanlış tarihi bilgilerden biride Şah İsmail'in kendi annesi Alemşahbeyim'in katili olmasıdır. Yazar olayı şöyle tasvir eder: Bir şair Şaha yazdığı medhiyyede onun hemde Akkoyunlu Uzun Hasan'ın soyundan olduğunu bildiriyor. Tarihi belegelerden bellidir ki şahın annesi gerçektende Uzun Hasan'ın Yunan asıllı hanımından olan kızı idi. Guya şairin bu methiyyesinden Şah hiddetleniyor ve onun idam hükmünü veriyor. İşte o sırada Tebriz sünnilərinin evleri Safavi askerleri tarafından yağmalanıyormuş. Ve güya Şah bunun karşısını alacak tedbirler görmüyormuş. Şairin methiyyesinden zaten çok sinirlenen Şah bu soygunun önlenmesi ile ilgili orduya talimat vermesini talep eden annesine sert cevap veriyor. Buna karşılık, güya, annesi Şahın yüzüne tükürüyor ve buna dayanamayan Şah İsmail annesininde infazına karar veriyor…
 Nekadarda yanlış bir anlatım…
 Şunuda belirtelim; bu olay İskender Pala'dan önce Reha Çamuroğlu'nun "İsmail" adlı romanında anlatılmıştır. Bu adamın soyadındakı ifade tam bu olayla gerçeğe dönüşmüştür. Bir Türk tarihi şahsiyyetine çamur atmakta ne demek?! Nekadar korkunç olsada İskender Pala'da Reha Çamuroğlu'nun yanlışlığını tekrarlamış ve bu haksızlığa, kaynağı bilinmeyen uydurma olaya geniş yer vermiştir. Karşılığında Sultan Selim'in iktidara gelmek için kendi kardeşleri Korkut'u ve Ahmet'i öldürtmesini, babasını tahttan indirmesi olaylarından es geşmiştir...

 Yazarın tarihe sorumsuz bakışı bununla bitmiyor. Güya, Bağdat'ı ve Doğu Anadolu topraklarını işkal eden Şah İsmail'in emriyle bütün şeyhlerin kabirleri sökülüyor, kemikleri yakılıyor. Hatta Abdülkadir Geylani, Ebu Hanife ve Mensur Hellaç gibi evliyaların kabirleri... Bir bakıma süfilikle bağlantısı olan Safeviler Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in bu kadar insanlık dışı adım atması ne kadar gerçekçidir? İslam felsefesi tarihinede bellidir ki Şah İsmail sufi düşünce sistemine mensup bir şahsiyet olmuştur. Şeriat makamından hakikat makamına kadar giden meşakkatli yolda yüce zirveye ulaşmış Geylani, Ebu Hanife, Mansur Hellaç gibi İslam alimlerinin mezarlarına karşı bu tür yaklaşım hiçbir müslüman ülkesinin hükümdarı tarafından yapılamaz. Hele hele Şah İsmail tarafından asla yapılamaz ve yapılmamıştırda..
 Bir haşiye çıkmak isterim ki Şah İsmail Tebriz'de tahta çıkarken "Enel-hakk-sırrı-uş gönlümde gizli ki heqqi-mütlegem ben, Hakk söylerim ben" ünlü mısralarını kullanmıştır. Sadece bu olgunun kendisi Mansur Hellaç'ın “Enelhakk” felsefesinin Şah İsmail’de izlerini görmek için yeterli değil mi? Hal böyleyken Şah büyük sufilere karşı saygısızlık yapabilir miydi?

 "Şah ve Sultan" da her iki hükümdarın birbirinin elçilerini öldürttükleri yazıyor. Sadece Şah İsmail'in Sultan'dan farkı, güya, bütün Osmanlı elçilerinin kelle kemiğinden kadeh yaptırarak şarap içmesi gösterilmiştir. Tarihi bukadar tahrif etmek biz Türklere yakışır mı? Kendisini Hz. Ali (r.a.) yolunun sevdalısı sayan birisi böyle bişey yapar mıydı? Dünyanın 6 büyük sufi şairinden biri olan Şah İsmail'i vampir gibi tanıtmak nekadar doğru olurdu? Hani Batı'dakı bazı radikal hırıstiyan tarihçisi bunu böyle yazsaydı anlaşılırdı. Bir Türk tarihçi XV yüzyılda Türk Dilini Devlet Dili ilan eden bir lidere çamur atma cüretini nereden almış acaba?

 Eserde daha bir önyargı ve kinaye ile yazılmış bölüm Çaldıran Savaşı'nda Şah İsmail'in hareminin esir düşmesidir. Guya Şah haremini savaş meydanında bırakarak kaçmıştır.Ve bu arada Sultan Selim'in dilinden Şah İsmail'in bu hareketinin "alçaklık" adlandırılması ve "er" olmaması pafosla kullanmıştır . Ve nedense, Sultan Selim cesur gibi sunuluyor, Şah İsmail'in savaşta gösterdiği herkesi hayran bırakan kahramanlığının üzerinden sessizlikle geçiliyor.

 Yazıcının sultana açık sempatisi daha bir yerde kendini gösteriyor. Güya Selim henüz Trabzon'da şehzade olduğu zaman derviş şeklinde Tebriz'e gelir, saraya kadar girer Şah İsmail'le satranç oynar. Hatta onu oyunu da kazanır. Bu olay tamamen yazarın hayal gücünün ürünü olduğunu düşünüyoruz.

 Romanda deniliyor; Çaldıran Savaşından önce Osmanlı Paşaları karşı tarafa gece baskını yapılmasının gerektiğini söylemişler. Sultan Selim bu teklife tepki göstererek "Sizler zaferime hırsızlık ve gaptıkaçdı havası vermek istiyorsunuz galiba?" demiş. Peki, bir çok tarihi kaynaklarda bu deyimin Şah İsmail'e ait olduğu bildiriliyor. Ordu kumandanları toplantıda Şah İsmail'e Osmanlı Ordusuna gece saldırmak barede teklif vermişler. Buna karşılık Şah "Ben kervan basan kaçak değilim! Herşeyi Allah'ın takdirine bırakıyorum!" demiş…

 Diğer bir yanlış bilgi; Meğerse, Şah İsmail Sultan Selim'e mektuplarını Türkçe yazıyor, Sultan Selim'se ona jest yaparak Farsça cevap veriyormuş. Yani güya her ikisi karşı tarafın sadece resmi dilinde yazıyormuş. Ancak biraz evvel yazdığımız gibi hatta Fars kaynakları bile Şah İsmail'in Türk Dilini resmi Devlet Dili ilan ettiğine dair fermanı olduğunu belirtiyor. Bunun için Safaviler Devletine gelen herbir Avropalı elçi bile Türk Dilini öğrenmeğe çalışıyordu. Safavilerin fermanları, dış Devletlere yazılan mektubları da Türkçe yazılıyordu. Üstelik Şah İsmail kendine Hatayi lakabını seçmiş ve Türkçe saysız şiirler yazmıştır…

 Biz tabii İskender Pala’nın Şah İsmail’e karşı tutumundan farklı olarak, Sultan Selim’e karşı herhangi bir yanlış yakıştırmalar yapmak düşüncesinde değiliz. Aksine onunda büyük bir hükmüdar, serkerde, komutan olmasını ve 8 yıllık iktidarı döneminde Osmanlı'nın topraklarını iki kez büyüttüğünü, Cengiz Han'a, Timur’a geçilmesi nasip olmayan yılan akreplerin tuğyan ettiği Sina çölünü on üç güne katederek Mısır'ı fethetmesini, sonu görünmeyen çöllerden oluşan ve üstelikte bedevilerin çoğunluğu oluşturduğu Arabistan yarımadasını itaate getirmesini iyi biliyoruz. Ve bir Türk olarak bundan gurur duyuyoruz...
 Fakat birzamanlar Azerbaycan topraklarını tek bir Devlette birleştiren, güçlü merkezçi yönetim oluşturan ve Türk Dilimizi Devlet Dili yapan, ortak edebiyatımızı Türkçe şiirleriyle zenginleştiren ve bu yüzden bazı ırkçı Farslarında nefretle andıkları Şah İsmail'ide iyi tanıyoruz. Eğer bir tarihsel roman yazılacaksa, gerçek kaynaklara dayanarak yazılmalı, tek taraflı olmamalı, bölücü değil, birleştirici olmalıdır. Madem her iki devlet Türk Devleti, her iki hükümdar Türk Dünyasının evlatları, ozaman onları neden nefretle anmalıyız? Onların zamanında mezhepçilik yüzünden veya toprak kazanmak için yaptıkları savaşları yanlış yönden yorumlayarak, hatta tarihi olayları tahrif ederek doğru yöne gidemeyiz. En azından bunun ortak Türk gençliğimize vereceği kötü etkilerden kurtulamayız.

 Safevi-Osmanlı savaşlarının en çok Batı'ya fayda verdiği, onun stratejik çıkarlarına hizmet ettiyi kesinleşmiş bir gerçektir. Hal böyleyken, yeni nesil Türk gençliyi bu hatalardan ders çıkarmalı, dilde, fikirde, sözde birliğimizi bozmaya çalışan düşmanlara karşı dikduruş sergilemeliyiz. Türkiye ve Azerbaycan’ın aynı soyun taşıyıcısı, aynı manevi değerlerin sahibi ve aynı dili konuşan iki kardeş, iki bağımsız ülke olduğunu, iki Türk Cumhuriyyeti olduğunu herzaman aklımızda tutmalı, kalbimizde yaşatmalıyız. Kardeşliği hayatımızın sloganı yapmalıyız. Öyleyse İskender Pala’nın kaysak bağlamış yaraları tekrar koparmasına ne gerek vardı?

Bu yazı 1250 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :