-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Baxış bucağı
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

ATATÜRK’Ü ANLAMAK


Prof. Dr. K. Tuncer ÇAĞLAYAN

1 dekabr 2011-ci il - 6 dekabr 2011-ci il

   Atamızın vefatının önemli yıldönümlerinde, bize emaneti olan en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’nin bir muhasebesini yapmak, O’nun bize hedef gösterip gerçekleştiremediğimiz eksikliklerimizi görmek ve tamamlamak için ne yapılması gerektiğine dair değerlendirme yapmak O’nu anlamak için faydalı olacaktır kanaatindeyim.
   Vefatının 73. yıldönümünde Atatürk’ü anlamak adına söze kendisini milletine vakfetmiş bir önder olarak tanımlayarak başlayabiliriz. Türklük bilincini, Türk Milleti’nin içinde bulunduğu zor şartları bizzat tecrübe ederek öğrenen Atatürk, babasız geçen zor çocukluk yıllarında etrafında Makedon, Bulgar, Karadağlı ve Rum gençlerden Türklere yönelik hakaretleri ve Türk düşmanlığını yaşayarak yüreğinde hissetmiş, asırlarca Türkün himayesinde huzur ve refahı bulmuş gayr-i Müslimlerin Osmanlı Devleti aleyhine ayrılıkçı hareketlerine şahit olmuştur.
   Atatürk ve arkadaşlarının yaşadığı gençlik dönemi Türk tarihinin en kederli dönemidir denilebilir. Trablusgarp ve Bingazi’nin kaybı, Balkan faciası sonunda Rumeli’ye veda edilmesi ve nihayet 1. Dünya Savaşında elde edilen zaferlere rağmen Mondros’un dayattığı son Türk Yurdu Anadolu’nun işgali gibi olaylar o dönemin neslinde travma yaşanmasına sebep olabilecek trajik olaylardır.
   Atatürk’ün birden fazla önemli sıfatı ve yönü vardır. Şüphesiz bunlardan en büyüğü Türk Milleti’nin kurtarıcısı olmasıdır. Türk Milleti tarihte derin izler bırakan, medeniyet gücü olan bir topluluk olarak batı toplumunun daima rahatsız etmiş, doğu- batı mücadelesinde doğunun lider milleti olarak Avrupa Hıristiyan milletlerinin taarruzuna maruz kalmıştır.…
   Batının Türk Milletinden intikam almak için tarihi fırsat yakaladığını düşündüğü bir dönemde Atatürk ve silah arkadaşları çaresiz milletimizin çaresi olmuş, son bir gayretle Türk Milleti’ni dirilişe sevk etmiştir… Hayatının önemli bir bölümü Türk Milletine cephelerde hizmet ederek geçirmiştir. Trablusgarp’tan Mudanya’ya 11 yıl aralıksız savaşlarda görev almıştır…
   Atatürk’ün ikinci önemli sıfatı modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olmasıdır. Türk Milletine millet olma bilinci ve kendi kendini yönetme imkânı veren Türkiye cumhuriyeti hem hanedan devlet anlayışına son vererek otoriter monarşi düzenine son vermiş, milli akıl süzgecinden geçen, milli iradeyi merkeze alan ve Türk Kültürü üzerine oturan bir devlet kurmuştur. Göktürklerden sonra Türk milleti milli ismini esas alan devletine kavuşmuştur.
Atatürk Türk devletini sivilleşmesine büyük önem atfetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tamamen sivil bir devlet inşa etme düşüncesinin ürünüdür. 1924 de arkadaşlarına siyaset yapacaksanız üniformalarınızı çıkarın talebi ve inkılâpların temel özü Türk milletinin iradesi ile oluşan Parlamentonun tartışılmaz hâkimiyetini tesis etmek içindir. Demokratik cumhuriyeti tesis etmek için kendisin verdiği mücadele Serbest Fırka girimiyle bilinmektedir. Bu gün Türkiye’de Arap Baharı gibi siyasi ve sosyal krizler, terör rüzgârı esmiyorsa 80-90 yıl önce gerçekleştirilen Atatürk inkılâplarının bir sonucudur.
   Türk milletini sevme, yüceltme ve ona hizmet etmek olarak tanımladığı Türkçülüğü devletin her kademesine yerleştirmiştir. Atatürk Anayasası olarak isimlendirebileceğimiz anayasanın ruhu buram buram Türklük kokmaktadır.  Devletin adı Türk Devleti, parlamentosu Türk Parlamentosu, hükümeti Türk Hükümeti, vatandaşı Türk vatandaşı, ordusu Türk ordusu, bayrağı Türk bayrağı, resmi dil Türk dili, tarih anlayışı Türk tarihi, bakanlıkları Türk Bakanlıkları olmuş ve böyle olmasını bizatihi Atatürk istemiştir. Kendisine soy isim olarak TBMM tarafından Atatürk isminin layık görülmesi de Türk Milletine yaptığı hizmetlerin bir sonucudur.
Türkiye’nin 1800lerin başından beri yarım yamalak yürüttüğü ama başarılamayan modernleşme sürecinin tamamlayan da Atatürk’tür. Modernleşmenin temelini oluşturan laiklik ilkesini Türk toplumunun gerçekleriyle örtüşecek şekilde kademeli şekilde hayata sokmuştur. Türk kadınının sosyal hayatta ve kamu alanında hak ettiği yeri elde etmesinde Atatürk inkılâplarının rolü büyüktür. Seçme ve seçilme hakkının bu gün bile seçilme kısmının kısmen uygulandığı dikkate alınırsa daha yapılacak çok işler olduğu ortadadır…     Laiklik ve din arasında ilişkiye baktığımızda Atatürk kutsal dinimiz İslamiyet için büyük hassasiyet gösterdiği, bugün büyük hizmetler veren Diyanet işleri Başkanlığını kurduğu, halen Türk Müslümanlarının elinden düşmeyen Elmalılı Hamdi Yazır’a ilk Türkçe Kuran-ı Kerim meali ve tefsirini kaleme aldırttığı hepimizin bildiği gerçeklerdir. Atatürk’ün hassasiyeti din ile siyasetin birbirinden ayrı tutularak dinimizin kutsallarının zarar görmemesi veya halkın bu kutsallar üzerinden istismar edilmemesidir…
   Atatürk ekonomide milli iktisat düşüncesini hayata sokmaya çalışmıştır. Kapitülasyonlara karşı büyük mücadele veren Milli Mücadele kadrosunun tamamının görüşü bu yöndedir denilebilir. Yabancı sermayenin imtiyazlı oluşuna karşı olan Atatürk Türkiye için faydalı olabilecek yabancı sermayeye sıcak bakmıştır. Kayseri’de Almanların 1925’te kurduğu uçak fabrikası buna bir örnektir. Ancak öncelik Türk sermayedarların sayısını artırılmasıdır. İş Bankası, Halk Bankası ve Ziraat Bankası örnekleri…
   Dış politikayı milli menfaatlerimiz doğrultusunda yönlendiren Atatürk Hasta Adam Osmanlı’dan Dünyanın büyüklerinin dikkate almak zorunda kaldığı Büyük Türkiye’yi inşa etmeyi başarmış, Balkan ve Sadabat Paktları ile Türkiye’yi bölgesel bir Güç yapmıştır. O’nun için daima geçeli olan kriterler Ankara kriterleri olmuş, Londra,  Paris, Moskova ve Washington kriterleri söz konusu olmamıştır…
   Atatürk’ün eğitim mücadelesi milli mücadele kadar büyüktür. Her kademede ilk-orta-yüksek öğretimde bunun adımlarını görmek mümkündür. Milli Mücadelenin en sıkıntılı günlerinde ordunun Sakarya gerisine çekilmesine sebep olacak Kütahya-Eskişehir savaşları sırasında Ankara’da Maarif kongresini gerçekleştirmesi ve eğitim mücadelesini askeri mücadele ile eşdeğer görmesinin bir örneğidir.
   Konuşmamı Atatürk’ün bizzat kendi ifadelerinin kısa bir bölümünü aktararak bitirmek istiyorum:
   İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
   Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.        
   Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
   Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı'*, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
   Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, özel ve resmî yaşamımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir yaşam sorunudur. Millet ve memleketin çıkarları gerektirdiği takdirde insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle uygarlık gereğinden olan dostluk ve siyaset ilişkilerini, büyük bir duyarlıkla takdir ederim. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! 1921 (Atatürk'ün S.D.1II., s.24)
   Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. 1937 (Atatürk'ten B.H., s. 6, 128)
   Aziz Atatürk, Türk Milleti bugün seni rahmet ve minnetle anmaktadır.  
   Ruhun şad olsun.

Bu yazı 994 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :