-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Baxış bucağı
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

Putinin dönüşü ve Yeni Avrasiya politikası


Dr. İsmail SAFİ
İstanbul Milletvekili
KEİPA Türk Grubu Başkanı
Dışişleri Komisyonu Üyesi

17 dekabr 2011-ci il

    Türkiye ve Rusya ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, askeri birçok bakımdan bölgenin iki büyük devletidir. Bunun içindir ki, Avrasya olarak tabir edilen bu ortak bölgede, merkez devlet konumundaki Türkiye ve Rusya'nın onayı ve rızası olmadan herhangi bir yapının ortaya çıkması ve bu iki ülkeye rağmen şekillenmesi zordur. Bölgedeki diğer çevre devletlerin de bu merkez iki ülkeye hem ekonomik hem de tarihsel/kültürel bağları/bağımlılıkları göz önüne bulundurulduğunda bu tez daha da güçlenmektedir.
    Bölgesel politikalar üzerinde Türkiye ve Rusya anlaştığı takdirde bölgenin kaderini belirleyen kararları almada bu iki ülke başat güç olacaklardır. Çıkarları ve beklentileri aynı doğrultuda olan çevre ülkeler bu kararlara uyumlu hareket ederken, farklı beklentileri ve çıkarları olan ülkeler ise, daha uyumlu politikalar geliştirmek durumunda bulunacaklardır. Aksi takdirde karar ve paylaşım süreçlerinden dışlanma tehlikesiyle yüzleşmek zorundadırlar. Bölge ile yakın ilgi ve hevesi olan bölge dışındaki küresel aktörler ise, bölgeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmadan önce, özellikle Türkiye ve Rusya’nın menfaatlerini dikkate almak ve bu iki ülkenin bölgesel gücüne ve önceliğine saygı duymak zorunda kalacaklardır.
    SSCB'nin dağılmasından sonra, Türkiye ve Rusya çok kısa bir zaman dilimi içinde aralarındaki bütün sorunları çözerek, Türk dış politikasının "komşularla sıfır sorun" ilkesine de uygun bir biçimde, neredeyse hiçbir sorunun bulunmadığı bir konuma gelmişlerdir. İki ülke geniş Avrasya bölgesinde "rekabet" yerine karşılıklı güven ve "işbirliğine” dayalı bir stratejiyi tercih ederek kısa bir zaman dilimi içinde, ikili ilişkilerini başta enerji olmak üzere, ticaret, turizm, yatırım v.b birçok alanda büyük ölçüde geliştirmiştir.
    Esasen, Türkiye ve Rusya arz talep ilişkileri bağlamında üretim ve tüketim potansiyelleriyle birbirini tamamlayıcı ülke pozisyonundadırlar. Bir taraftan Rusya'nın yaklaşık 20 milyar dolarlık enerji satışına karşılık, Türkiye tüm Rusya'yı inşa edebilecek inşaat ve tüm Rusları besleyebilecek gıda potansiyeline sahiptir. Bugün dış ticaret dengesi Türkiye aleyhine olmakla birlikte, alınacak kısa ve orta vadeli önlemlerle, Türkiye-Rusya ekonomik ilişkileri ve buna bağlı olarak da diğer ilişkiler büyük bir ivme kazanacaktır.
    Tabiatıyla, bölgede oluşacak böyle bir güç ve refah merkezi diğer bölge ülkelerine de yansıyacak, onlar da bu yeni yapıya eklemlenerek, ortaya çıkan refahtan pay alma eğilimi içinde olacaklardır. Böylelikle, bölge ekonomik ve sosyal bakımdan yeni bir gelişme trendi içine girecek, Batının gelişmiş ekonomileri ile Doğunun yükselen yeni güçleri arasında oluşacak dinamik alandan maximum faydayı sağlayacaktır.
    Zengin doğal ve beşeri kaynaklara sahip Avrasya bölgesi, bir yanına Batının kurumsal/yönetimsel ve teknolojik bilgi ve tecrübesi, diğer yanına da Doğunun gelişme iştahı ve dinamizmini alarak belli bir sentez yapabilme kabiliyeti ve iradesi gösterebilirse, Avrasya bölgesi 21. yüzyılın parlayan güç ve refah merkezi olacaktır.
    Son parlamento seçimlerinde Putin'in partisinin oylarını % 65'lerden % 50'nin altına düşürmesi ve parlamentoda ciddi bir sandalye kaybına uğraması Putin'in "Büyük Rusya" ideali taşıyan Avrasya projesindeki ihtirasını sekteye uğratabilme ihtimalini doğurmakla birlikte, önümüzdeki 2012 Mart ayında gerçekleştirilecek olan başkanlık seçimlerinde daha yüksek oy alan bir Putin'in de, SSCB dönemini hatırlatan bir Rus Avrasyacılığına dönme hayali ve bu yöndeki arzularını bir şekilde hayata geçirme gayreti içinde olabileceği beklenebilir. Yani, Rusya'nın dış politikada nasıl bir tavır izleyeceği Putin'in başkanlık seçiminde alacağı oy oranına bağlı olarak seyir göstereceği söylenebilir.
    Esasen Türkiye ve Rusya liderlik bakımından oldukça benzerlik gösteren bir nitelik arz etmektedir. Her şeyden önce Erdoğan ve Putin güçlü bir liderlik ve karizmaya dayalı yönetimleriyle yaklaşık 10 yıllık iktidarlarını gelecek yıllarda da sürdürecek gibi gözükmektedirler. İçeride halkıyla sağlam bir diyalog kurmayı başaran her iki lider dışarıda ise, güçlü ve kararlı iradeleriyle ülkelerinin menfaatlerini korumada ihtiraslı ve tavizsiz bir tavır sergilemekte, orta ve uzun vadeli planlar doğrultusunda gelecekte güçlü bir ülke ideali vadetmektedirler. İki lider de Batı'nın değerlerine ve kurumlarına karşı zaman zaman temkinli hatta şüpheyle bakmakla birlikte,  Batının ikiyüzlü ve kibir kokan tek taraflı dayatmalarından da hiç hazzetmemekte, dolayısıyla da kendi özgün politikalarını inşa etme çabası içine girmektedirler.
    Yukarda da bahsettiğimiz iki ülkenin karşılıklı bağımlılık ve tamamlayıcılık ihtiyaçları göz önüne alındığında, Rusya ve Türkiye'nin yakın gelecekte çok daha yakın bir işbirliğine gidecekleri ve bundan da her iki ülkenin ve dolaysıyla bölgenin büyük menfaat sağlayacağı, sonuçta da barışa ve güvene daha fazla hizmet edeceği düşünülebilir.
    Tüm bu nedenlerden dolayı, Rusya'da iktidarı tekrar ele alacak olan Putin'in -Türk ve uluslararası kamuoyunda algılandığı gibi- modası çoktan geçmiş, 1960 model eski SSCB'yi hatırlatan "Avrasyacılık" arayışı yerine, bölgesel ve küresel yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek ve Türkiye ile ortak bölgesel politikalar temelli yeni bir anlayışa yönelmesi hem her iki tarafın hem de bölgenin yararına olacaktır.
    Bu bağlamda, ilişkileri geliştirmek ve derinleştirmek için yeni bir ikili anlaşma temelli bir birlik ve ortaklık üzerinden yürümek yerine, bölgesel menfaat havzaları ile örtüşecek biçimde, var olan bölgesel örgütler üzerinden yürütmek ikili ve çoklu menfaatleri de maximize edecektir.
    Bu çerçevede, 1990 lı yılların başında bölgesel bir örgüt olarak kurulan ve bölgesel işbirliğinin gelişmesine önemli katkıları olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ), Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde, değişen yeni şartlara göre yeniden revize edilmelidir. Bu amaçla, 2012 yılında üye ülke devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla, İstanbul'daki zirve ile 20. Kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan KEİ bir şans olarak değerlendirilmelidir.

Bu yazı 822 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :