-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Baxış bucağı
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

Fransa’da Ermeni Yasa Tasarısı: Yanlışlar ve Alınabilecek Önlemler


Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı

5 yanvar 2012-ci il - 13 yanvar 2012-ci il

     Fransız Meclisi’nde 22 Aralık 2011’de 1915 Ermeni zorunlu göçünün “soykırım” olduğunu inkâr edenlere para ve hapis cezası (45 bin Avro ve bir yıl hapis) verilmesine ilişkin yasa tasarısı oylandı. 550 kişilik Fransız Milli Meclisi’nde sadece 50 civarında üyenin katıldığı, demokrasi adına yüz kızartıcı bir işlemle yapılan oylama sonucu da kabul edildi. Bu oylamanın ardından Başbakan dâhil tüm devlet erkânı Fransa’yı yaylım ateşine tutarak,  Fransa’yı eleştirdiler ve “Sen görürsün!” dediler…
     Fransa’nın bu akıl dışı eylemini kabul etmek mümkün değildir. Ancak, sonuç alabilmek için sadece itiraz edip, kükremek de yeterli değildir. Bu konu Türkiye’nin önüne gelecek yıllarda daha pek çok ülke tarafından getirilecektir. Devir dövünmek, kükremek ve sövmek devri değil, akıl ve mantıkla sonuç almak devridir. Bu yazıda, konuyla ilgili yanlışları göstererek, alınacak önlemler üzerinde durulmaya çalışıldı.
 
Tasarı Oylanmadan Önce 2-3 Güne sığdırılan “Lobicilik!” Aldatmacası
 
Aslında oylamadan birkaç gün önce “Lobicilik” adı altında akıl almaz çalışmalar yapıldı:  Cumhurbaşkanı A. Gül, Fransız mevkidaşı Sarkozy’i telefonla arayıp ricada bulundu. Başbakan R. T. Erdoğan ayrıca Sarkozy’e mektup yazdı. Dışişleri Bakanı A. Davutoğlu da Fransız Dışişleri bakanı A. Juppe’ye mektup yazdı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek bile oylama öncesinde “Fransa bunun bedelini öder!” diyerek tehdit etti. Tabii ki hiçbir olumlu sonuç alınamadı. Bu üst en asar aldı….
     Hatta bu oylamadan birkaç gün önce TBMM’den Dış İlişkiler Komisyonu, “Lobicilik” yapmak üzere TÜSİAD ve TOBB yöneticileri de Paris’e gittiler. Ama Komisyon, bizzat başkanının ifadesiyle “Ne yazık ki bu tasarı geçecek!” diyerek kös kös geri döndü.
     TOBB ve TÜSİAD’ın ise niye gittiği anlaşılamadı. Zira yer ve salon ayırttıklarını ileri sürdükleri La Garde Oteli, salon vermedi. Bu “Lobici” sivil toplum örgütleri (TÜSİAD ve TOBB), “Otel bize ayırdığımız salonu vermedi!” derken, otel de belirtilen süreçte harçların yatmadığını ileri sürdü. Her ne olursa olsun, Türkiye’nin, Dünyanın 16. büyük ekonomik gücü olduğunu ileri süren bu STK’ların yöneticileri, Paris’te bir otel salonunu bile kiralayamadıkları ile kaldılar. Sonra da Türkiye’ye dönüp Başbakan ve Cumhurbaşkanını ziyaret edip, yaptıkları, ya da aslında yapamadıkları lobiciliği anlattılar, basında boy gösterdiler.
    Bir kere Yumurta kapıya dayandıktan sonra “Lobicilik” yapmanın hiçbir yararı olmaz, olmadı da… İkincisi ise, kamuoyu nezdinde bu anlı şanlı STK’ların da Hükümetin Dış Politikası gibi, “Dostlar alış verişte görsün!” kabilinden Paris’e gittikleri görüntüsü hâkimdir. Hiçbiri çıkıp da “La Garde Oteli bize kasıtlı olarak salonu vermemiştir. Bundan sonra hiçbir üyemiz Paris’e gittiğinde bu otelde kalmayacaktır!” diyemedi…
     Ya da zenginlerimiz pek sevdikleri Paris için; “Bundan sonra hiçbir üyemiz yılbaşında ve tatillerde Paris’e tatile gitmeyecektir!” diyemedi… Dahası var: Hiçbir Fransız modasını, parfümünü, şarabını, şampanyasını, arabasını vs almayacağız diyemedi… Bunun adı lobicilik değil, olsa olsa eskilerde pek sevilen “Orta Oyunu” olabilir…
 
Yaptırımlar İşe Yarar mı?
     Başbakan Erdoğan’ın ilk paket olarak açıkladığı yaptırımlar “Caydırıcı” olabilecek “Fiziki” etki için yeterli değildir. Zira Fransa ile 2006’da bezer şekilde 69 kişi ile geçirilen bir başka “Ermeni Yasa Tasarısı” sonrası da sadece Genelkurmay Başkanlığı, aldığı bir kararla “Fransa ile askeri işbirliği ve savunma sanayi alanındaki ortaklıkları bırakacağı” açıklamasını yapmıştı. Fransa ile o günden beri neredeyse hiçbir ikili askeri tatbikat yapılmamaktaydı. Fransa’dan askeri malzeme dahi tedarik edilmiyordu.
     Fransız askeri uçaklarından daha çok Türk askeri uçaklarının karşı ülke hava sahasını kullandığı ileri sürülebilir. Keza Fransız askeri gemilerinde de Türk limanlarını ziyaret etmek gibi bir alışkanlık mevcut değildir.
     Muhtemelen Fransa milli gün resepsiyonlarına katılımda bakanlar, milletvekilleri, üst düzey komutan ve bürokratlar Fransa’yı şereflendirmeyecek, Fransız Büyükelçi biraz rahatsız olacaktır. Tabii ki buna Fransa’da aynen karşılık verilecektir…
     İki ülke arasındaki ticaret hacminin 11-12 milyar avro civarındadır. Bu ticaret hacmi Türkiye için biraz önemli iken, dünyanın 5. Ya da 6. Büyük ekonomisi olan Fransa için pek de “caydırıcı” bir etki yaratabilecek ölçüde değildir. Üstelik Türkiye Dünya Ticaret Örgütü üyesi olduğu için, Fransız mallarına doğrudan yasaklama da getirmesi mümkün değildir.
 
Ne Yapılmalıydı, Neler Yapılabilir?
     AKP, son 50-60 yılda Türkiye’de hiçbir siyasi partiye nasip olmayacak şekilde, 10 yıla yakındır tek başına iktidar olmasına rağmen, bu tür gelişmelerde de önlem almayı becerememiştir. 2001 ve 2006 yıllarında Fransa’da yaşanan aynı olaylar, AKP’nin döneminde 2006 ve 2011’de 2. Kez yaşanmıştır. Hükümet, Fransa’yı bu tür gelişmelerden “Caydırabilecek” ne sert önlemler almayı, ne de Fransa’yı “örtüşen çıkarlar” doğrultusunda ikna edebilecek “akıllı güç” manevrasını kullanmayı becerememiştir.
     Aksine, Avrupa Birliği “Havucu” sebebiyle Fransa’nın 2007 yılı sonunda NATO’nun askeri kanadına dönüşüne yeşil ışık yakmıştır…
     TÜSİAD ve TOBB gibi sözde Avrupa’da “etkili” sivil toplum kuruluşlarının da ne yazık ki tıpkı AKP hükümetleri gibi Fransa’yı iyi etüd etme zahmetine katlanmadıkları anlaşılmaktadır. Muhtemeldir ki Türkiye ile ticari ilişkileri mevcut Fransız ortakları zarar görmesin diye Türkiye’de araştırma yapmayı tercih etmişlerdir! Zira Fransa’yı ikna ya da caydırmak için ne yazık ki hiçbir ciddi çalışmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.
     Fransa’da bu tasarının oya sunulmasının gerekçesi 500 bin civarında olduğu ileri sürülen Ermeni oyları içindir. Eğer son yıllarda Batı’nın pompaladığı, “Yandaş Medya”nın şişirdiği gibi Türkiye “model ülke”, başbakanı da “Sevilen ve sayılan model lider!” ise, bu sorunu çözmek çok daha kolay olabilirdi. Zira Türkiye’yi “model” ve başbakanını “örnek” gösterenlere göre, bu örneği benimseyenler genellikle “Araplar” ve Müslümanlardı.
     Fransa’da çoğunluğu Kuzey Afrika kökenli Müslüman olan çok sayıda Fransız vatandaşı yaşamaktadır. Şayet Türkiye’nin ve başbakanının şişirildiği kadar “model” olduğu doğru ise, bu insanlar üzerinde STK’lar vasıtasıyla işlem yapılarak, onların oyu Türkiye lehinde kullanılabilirdi. Bu yapıldı mı? Cevabı ne yazık ki “Hayır”dır. “Neden?” diye sorulacak olsa, cevabı da: “Çünkü bizim STK’larımız Türkiye için değil de HAMAS için çalışmayı daha ‘Hayırlı’ bulmuşlardı!
     22 Aralık 2011 tarihli tepkiler içerisinde belki de en önemlisi Avrupa’daki çeşitli Türk derneklerinin Fransız Meclisi önüne dayanmasıydı. Bunun tüm Müslüman derneklerini ve kurumlarını kapsayacak şekilde geliştirilmesi önemlidir. Bu tip yasa tasarısının gelecekte gündeme getirilmesinin önlenmesi için aynı silahın, yani “Oy silahının” kullanılmasında yarar vardır. Lobicilik TÜSİAD ve TOBB’un tıpkı AKP Hükümeti’nin dış politikasında yaptığı gibi “göstermelik” ve “bir iki günlük” çalışma değildir. İnceden inceye üzerinde çalışılması ve uzun soluklu gayretleri içermektedir. Henüz geç kalınmış sayılmaz, bundan sonra da devamı getirilebilir…
     Türkler, artık Fransa’ya mecbur kalmadıkça gitmemelidir. Bu durum Fransa’daki tatil istatistiklerinde açıkça görülmeli ve Fransız turizm çevresi tarafından devlet adamlarına rahatsızlık şeklinde iletilmelidir.
     Peki bunu Türk insanı uygulayabilir mi? Bu konuda ne yazık ki kuşkular mevcuttur. Zira 1994’ten beri Ermeni meselesini tanıyan Yunanistan’da ekonomik kriz olunca, “Yardımsever Türk zenginleri” iki yıldır tatillerini Yunan adalarında geçiriyorlar. Avrupa ve Fransa da ekonomik krizle boğuşurken, gene yardımseverlikleri tutacak ve Fransa’da tatil geçirmeye devam edilecektir…
     Bugün Fransa, gelecek yıl Nisan ayında ABD’de aynı senaryo yaşanacaktır. Çünkü 2012’de ABD’de başkanlık seçimleri var ve başkan adayı ABD’li Ermeni diasporasının oyları için gene tarihi gerçekleri bir tarafa bırakıp, siyasetçiliği seçecektir. Öte yandan, ABD’deki bu tür gelişmeleri önleyebilmek için 9-10 yıldır AKP Hükümetlerinin ve anlı şanlı Türk STK’ları acaba elle tutulur bir çalışma yapmışlar mıdır? Yoksa hala 1990’lı yıllarda kurulan “Paralı Lobi”cilikten mi medet umulmaktadır?
     Acaba Ermenistan’ı dize getirebilmek için ekonomik açıdan bir şey yapılabildi mi? Yoksa hala “Futbol Diplomasisi” ile başlayıp Ermenistan Anayasası’na toslayan yanlışlıkta mı takılı kalındı? Acaba Ermenistan’ı ekonomik açıdan dize getirmek var iken, hala “İnsanlığımız!” öne sürülerek gaflet içerisinde harekete devam mı edilmektedir?
 
Sonuç
     Şayet Türkiye bölgesel bir güç, bir dünya devleti ise, bunun gereğini de ayrıntılı ve uzun soluklu çalışmalarla yerine getirmelidir. Giderek dünya ile bir çok alanda “entegre” hale gelmenin getirdiği engelleri aşmanın yolları bulunmalı, genellikle bize karşı kullanılan silahlarla karşılık verilmelidir. Yani bize karşı kullanılan silah “Oy” ise, aynı silah üzerinde etkin olunmalıdır.
     Demokrasi adına hareket ettiğini ileri süren Fransa’da, bu ülkenin vatandaşlığına geçen Türkiye kökenlilerin, Fransız Anayasası’nın “Düşünce ve Fikir Özgürlüğü”ne ters düşen bu yeni yasa hakkında “Anayasa’ya aykırılık” sebebiyle hem Fransız mahkemelerinde, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açmaları sağlanmalı, alınacak olumlu sonuç da medya vasıtasıyla tüm dünyaya servis edilmelidir. Bunu yapacak olanlar da STK’lardır. Bu ise TÜSİAD ile TOBB’un oylamadan 2-3 gün önce “Lobicilik” için Paris’e gitmesi gibi tembellik kokan bir faaliyet olmayıp, çok farklı ve uzun soluklu bir çalışmadır!
     Fransa yerine daha küçük ve ekonomik yönden etkilenecek ülkeler üzerinde de onların anlayacağı “caydırıcılık” dili ile çalışmalar yapılmalıdır.

Bu yazı 720 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :