-->
Məqalələr



Sorğu


Vəhhabiləri Azərbaycan üçün təhlükə hesab edirsinizmi?

Bəli (315)
Xeyr (192)
Bilmirəm (29)



ARXİV
Dost saytlar
Sayğac

free counters

Baxış bucağı
Şiriftin ölçüsünü dəyiş

Denktaş’ı Tanımak


Prof.Dr. Ata ATUN

19 yanvar 2011-ci il - 10 fevral 2012-ci il

   İlk kez çocukluğumda tanıdım Kurucu Cumhurbaşkanımız merhum Rauf R. Denktaş’ı. Mücadele arkadaşları ile birlikte gelip kahveye oturur, ağabeylerimize, babalarımıza, dedelerimize büyük bir coşku ile hitap ederlerdi.
   Anlamadığım konuları konuşurlardı.“Türkiye, anavatan, asker, mücadele, taksim, ölüm, bağımsızlık” kelimelerini duyardım ama bu kelimeler çocuk beynime pek hitap etmezdi. Sadece “Türk askeri” lafını duyunca kulaklarım dikilir, kalbimden aşağıya doğru akan ılık sular bütün vücudumu kaplardı.
   O, çocuk dünyamın 3 büyük adamından birisi idi.

“Doktor Küçük, Rauf Denktaş, Osman Örek,
Üç arkadaş, birleşmişler gardaş, gardaş…”

Diye şarkı söyleyerek, ellerimizde bir gece önceden özene bezene kağıttan yaptığımız ve kusursuzca boyadığımız Türk bayrakları ile karşılardık kendilerini.
   Türk bayrağı ne gezerdi İngiliz döneminde. Değil asmak, taşımak bile yasaktı.
   Bir keresinde hocamız Kıbrıs adası haritasını çizmek ödevini vermişti bize. Ben haritayı çizmiş, orta yerine de kocaman bir Ay Yıldız’da koyunca, hocamız kağıdımı hemen elimden almış, “Yasaktır. Umarım kimse görmemiştir” demişti.
   Anlayan kim…
   Benim için “yasak” sadece, ellerim ve üstüm başım kir pas içinde çamurlu ayakkabılarla eve gitmemek, bir de önüme konan yemeği yememek için bahaneler üretmemekti.
   Gerisi benim “yasak” algılamalarımın içine girmezdi.
   Bana neydi İngiliz’in yasağından.
   Defterimin her sayfasına çizmeye başladım ortasında Ay Yıldız olan Kıbrıs haritasını.
   Neyse ki başıma pek bir bela gelmedi bu yüzden.
   Rahmetli ağabeyim (Mimar) Bora (Atun), bir gün gaşa (kasa) tahtalarını kesip bir şeyler yapmaya başladı. Uzun gaşa tahtalarını çeşitli şekillerde kesiyordu ama kesilenler de hiçbir şeye benzemiyordu. Oyuncağa benzer bir şey olsa, dayak pahasına hemen alıp götüreceğim ama oyuncağa da benzemiyordu kestikleri.
   En sonunda kestiklerini üst üste koyup çakınca kocaman bir Kıbrıs haritası çıktı ortaya. Bana göre kocamandı tabii. Uzunluğu bacaklarımın boyu kadar vardı. Tahtaları da iyice cam kağıtlamıştı (zımparalamıştı) ama sanki bir gariplik vardı bu Kıbrıs haritasında. Soldan sağa, boylu boyunca tam orta yerinde tahtalar birleşmemiş ve ayrık duruyordu. Sorunca da “çivim bitti” demişti bana.
   Ertesi gün anladım o tahtaların niye ayrık olduğunu.
   Mahalledeki bütün evlerin duvarlarına kocaman yeşil renkli bir Kıbrıs haritası mühürü vurulmuştu. Kıbrıs adası tam ortadan enlemesine ikiye ayrılmış vaziyetteydi ve altında da elle “Volkan” imzalı, “Ya Ölüm, Ya Taksim” ile yazıyordu.
   Rauf beyin kahvede söyledikleri yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştı küçücük beynimin içinde. Ağabeyim ise artık “Volkan”ın faal bir üyesi olmuştu. Ben ise aralarına katılabilmek hayalleri içinde büyümek için sabırsızlıkla gün sayıyordum.
   Aradan geçen yıllardan sonra ilk kez Rauf beyi yakından 22 Aralık 1963 günü gördüm.
   Artık bıyıklarım da terlemeye başlamıştı. Okula gelip bize hitap etmiş, mücadeleye hazır olmamızı söylemişti. Birkaç gün sonra da hayatımda ilk kez gerçek bir silahla tanışmış, eğitim aldıktan sonra da nöbetlere girmeye başlamıştık. Kıbrıs Türk halkı olarak soykırıma uğradığımız ve korkunç bir mücadele verdiğimiz yıllar başlamıştı artık.
   Kaderim Rauf beyle 1970 yılında kesişti. Artık büyümüş genç bir delikanlı olmuştum.
   Yıllar sonra ilk kez seçimler yapılıyordu ve Rauf beyin halka hitabını ilk kez dinlediğimde de adeta büyülenmiş, Kıbrıs konusunun özünün ne olduğunu artık iyice anlamaya başlamıştım.
   Mücahitlik dönemimde uzun bir uğraşıdan sonra hazırladığım RMMO Kamplarını ve mevzilerini gösteren harita nedeni ile beni tebrik etmiş, birlikte bir öğle yemeği yemekle ödüllendirmişti.
   1976 seçimlerinde de beni seçimlere katılmaya ve aday olmaya teşvik etmişti.
   Katıldım ve UBP Mağusa Milletvekili seçildim. İngilizcemin ana dilim kadar iyi olması nedeni ile Dış İşleri Komisyonuna seçilince Rauf beyle yakından çalışmak olanağım oldu ve bu birliktelik yıllarca devam etti.
   Çok zeki bir insandı. Büyük çoğunluğumuzun “enine boyuna” düşünüp karar vermek yeteneğine karşın Rauf beyin başka hiç kimsede görmediğim, geometrik olarak küre şeklinde diye tanımlayabileceğim bir düşünme ve analiz yeteneği vardı.
   Olayları ve kelimeleri, beyninde adeta bir kürenin üzerine konmuş gibi çevirir ve her açıdan bakarak artılarını ve eksilerini görürdü.

-------

   KTFD Meclisi Dış İşleri Komisyonunda bildiriler, açıklamalar, kınamalar ve diplomasi metinlerini hazırlarken mutlaka Rauf Bey’e danışır, görüşlerini alır, ondan sonra metni sonuçlandırırdık. Dolayısıyla Genel Sekreteri Kurt Waldheim’in hamiliğinde 1977 Şubatında yaptığı ve Makarios’a kabul ettirdiği 4 maddelik Doruk Anlaşması Rauf beyin diplomatik zaferidir.
   Özellikle de 3. Maddesi, Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki varlığını sürdürmesinin zeminini pekiştiren, son derece kurnazca hazırlanmış ve kullanılan kelimeleri, ileriki yıllarda olacakları ve Rumların Megali İdeaları göz önüne alınarak seçilmiş.
   Zaten Makarios’un da aradan sadece 6 ay geçtikten sonra kahrından ölmesinin nedeni de bu 3. Madde.
   Günümüzde Hristofyas’ın, Güzelyurt’u da isterim, Karpazı’da, Maraş’ı da, Mesarya’yı da taleplerine dur diyebilmemizi sağlayan da işte bu 3. madde.      
   Gali Fikirler Dizisi, Troutbeck, Glion ve diğer görüşmelerde Rauf beyi daha da yakından tanıma fırsatım oldu.
   Annan Planı döneminde yine birlikte çalışma şansı buldum büyük liderimizle. Yoğun bir çalışma süreci geçirdiğimiz o dönem, Denktaş’a hayranlığımın kat be kat arttığı dönem oldu. Müthiş bir temposu, bitmeyen, tükenmeyen bir enerjisi vardı. Beyni adeta, bir süper bilgisayar gibi olayları ve konuları eksiksiz hatırlamakta ve o günkü gelişmelere göre de hemen gerekli stratejiyi belirleyebilmekteydi. Birçoğumuzun uzmanı oldukları konuları bizlerden çok daha iyi ve detayları ile bilmekteydi. 
   Filistin halkının “Abu Ammar” dediği rahmetlik Yaser Arafat’ı da Rauf beyin sayesinde tanımıştım.
   “Rumlarla mücadele edeceksen kendilerini çok iyi bilmeli ve anlamalısın” diyerek Helen dünyasını derinlemesine araştırmanın içine adeta iteklemişti beni.
   Makarios’u, Klerides’i, Kiprianou’yu, Papadopulos’u, Lissarides’i, Rum Ortodoks Kilisesini, Rum siyasi partilerini Rauf bey sayesinde tanıdım ve kim olduklarını, ne düşündüklerini, geçmişlerini, ülkülerini ve düşünce tarzlarını derinlemesine öğrendim.
   Bu çalışmanın faydalarını hep yaşadım ve hala da yaşamaktayım. Rum liderlerle ilgili yaptığım her öngörü doğru çıktı bu güne değin. 2008 Şubatında yapılacak Rum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Papadopulos’un kaybedeceğini ve kazanma şansının hiç olmadığını tam 7 ay önce, Temmuz 2007’de, her hafta sunduğum televizyon programımda söylemiş ve diğer programlarımda da defalarca öngörümden en küçük bir şüphe bile duymadan tekrar etmiştim bu bulgumu.
   “Aferin. İyi tanımışsın Rum siyasileri” demişti bana Rum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra. “Sen Rum Piskoposlarını da iyi tanırsın. Nedir bu Karpaz’a metropolit atamaları” diye sormuştu bir keresinde. Hem de televizyon ekranında, seyircilerin karşısında. Konuyu benden daha iyi bildiğinden hiç şüphem yoktu ama sorması da beni etkilemiş, gururumu okşamıştı.
   Beni birçok yönden etkiledi Sayın Cumhurbaşkanımız.
   Birçok vasfını ve özelliğini aynen almaya ve adeta kendi kişiliğimin üstüne giydirmeye çalıştım çoğu kez.
Unutamadığım anılarımdan bir tanesi de Mücahitlik dönemimde Temel eğitimden sonra O’na hitaben okumuş olduğum bölük adına yaptığım yeminimizdi. St. Hilarion’daki 2. temel eğitimimden sonra da gene yemini ben okumuş, O’na hitap etmiştim. Beni yanına çağırmış “Türkçen ne kadar da güzel ve akıcı” demişti. Elini mi öptüm yoksa sadece selam durup teşekkürlerimi ifade etmek için “Sağolun” mu dedim pek hatırlamıyorum ama çok onur duymuştum “Liderimiz Denktaş”tan bu sözleri duymaktan. Böyle bir onur herkese nasip olmazdı. 
   Kendisinden çok şeyler öğrendim, çok bilgiler aldım. En önemlisi de hayat çizgimi, düşünme doğrultumu belirledim ondan aldığım öğretilerle.
   O’nu birkaç sayfalık yazıyla anlatmak mümkün değil.
   Binlerce yılık şanlı bir geçmişi olan Türk tarihine bir bayrak, bir devlet armağan etti Kurucu Cumhurbaşkanımız, dava adamı ve liderimiz Rauf R. Denktaş bey.
   O’nu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Allahtan kendisine rahmet, ailesine baş sağlığı dilerken, cennetteki mekanının nur içinde olmasını diliyorum.

Bu yazı 655 dəfə oxunmuşdur.

Çap et Paylaş Yaddaş qeydi Dosta göndər Share


Şərh


Ad və soyadınız* :
E-mail* :
Veb saytınız:
Şərhiniz* :